“Geçici Koruma Altındaki İnsan” olmak ister miydik?

Mülteci ve sığınmacı arasındaki farkı bilmiyordum, çok büyük ve anlamlı bir farkmış, öğrendim. Suriyeliler için genelde haberlerde mülteci, sığınmacı, göçmen kavramlarını duyuyurdum. Bu üç kelimenin de ortak noktası yaşanılan ülkeden vazgeçip başka bir ülkede yaşamak için izin istemekti elbette. Ülkesinden savaş sebebiyle ayrılmak zorunda kalan insanların durumlarındaki ufak fark ise bence çok sarsıcı, aciliyeti var, yaşam hakkı!

child-in-antakyaKavramlara gelince araştırdım. Mülteci; ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağı düşüncesi ile ülkesini terkedip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından ‘kabul’ edilen kişi. Sığınmacı ise; mülteci ile aynı sebeplerle ülkesini terkeden ve henüz sığınma talebi, kaçtığı ülkenin yetkilileri tarafından ‘soruşturma’ safhasında olan kişi. Bir de karıştırdığımız bir diğer kavram var. Göçmen; mülteci tanımında bulunan nedenlerin dışında, çoğu zaman ekonomik gerekçelerle, ülkesini gönüllü olarak terkederek başka bir ülkeye, o ülke yetkililerinin bilgi ve izni ile yerleşen kişi.

Artık yeni bir kavram daha var “Geçici Koruma Altındaki İnsan” söyleyince sıfat tamlaması gibi ama anlamı çok şey barındırıyor!

“Gelmeselerdi!”

Belki de bu farkı bilmediğimizden Suriyelilere göçmen muamelesi yaparak “Gelmeselerdi!” denilebiliyor. Türkiye’deki prosedüre göre mülteci statüsü almak için öncelikle Ankara’daki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Temsilciliği’ne başvurmak gerekiyor. Resmi başvurunun ardından İçişleri Bakanlığı, mültecileri 51 ildeki uydu kentlere dağıtıyor. Birleşmiş Milletler başvuruya onay verirse mülteciler kendilerini kabul etmeye hazır üçüncü ülkelere gönderiliyor. Çünkü Türkiye Cenevre Anlaşması’nda yer alan “coğrafi çekince”ye göre sadece Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerden gelenleri mülteci olarak alabiliyor, bu ülkeler dışından gelenlere kesinlikle mülteci statüsü vermiyor. Yani Suriyelilere de verilmeyecek. Onlar sığınmacı da olamıyorlar sadece “Geçici Koruma Altındaki İnsan” olarak diğer ülkelere gidebilmek üzere, diğer ülkelerden mültecilik bekledikleri bir durak olarak Türkiye’de mücadele ediyorlar.

Bu durumda izin alana kadar mültecilere tanınan; oturma, çalışma, eğitim gibi haklardan yararlanamıyor ya da kendilerine özgü belirlenmiş geçici koşullarla yararlanabilmek için mücadele ediyorlar. Bu sebepten de Avrupa ülkelerine gitmeye çalışıyorlar. Misafirlerimize geçici eğitim, geçici sığınma, geçici çalışma gibi haklar tanıyıp bu hakları belli prosedürlere bağlıyoruz. Savaş sonrası sınırdan geçen birçok insan olduğu için bu prosedürlerle aynı anda karşılaşıyor, bu yetkili merciler de aynı anda birçok başvuru alıyor ve değerlendirme yapmaya çalışıyor.

Tüm bu prosedürler gerekli mi? Elbette gerekli katılıyorum ancak bir tarafta da prosedürlerin tamamlanmasını bekleyen insanlar var. Bu insanlar bu süre zarfında yaşamaya çalışıyor.

Mülteci.net sitesinde gördüğüm geçici sığınmacı mektubunu siz de görün istedim. Mektuptaki sığınmacı kadının bahsettiği süreç yıllar boyu sürüyor.

mektup1mektup2

Çocuğunu koruma iç güdüsü, can korkusu, güvenlik tehdidi altında ülkesini terk eden insanların, her an başvurularının kabul edilmeyeceği korkusu ile geçen bu sürede yapabilecekleri tek şey; beklemek. Bu süreçler yıllar alabiliyor biliyorlar ama bekliyorlar çünkü başka çareleri yok.

dsc_1172

Mülteci olduklarını ispatlayamayanlar için iki seçenek var. Ya kaçtığı ülkeye iade edilmek yani savaş ülkesine geri dönmek ya da kaçarak şansını denemek. Kaçak yollardan başka ülkelere gitmek için de Türkiye’yi geçiş yolu yapan talihsiz sığınmacıların cansız bedenlerinin sahile vurduğu fotoğraflar görüyoruz.

Misafirperver bir toplum olarak, kültürümüze çok da yabancı olmayan, yanıbaşımızda yaşayan bu insanlara biraz empati yapabilir miyiz?

Küçük bir çocuğun sorumluluğuna sahip, kendi sorumluluğunu taşıyan ve ölmek istemeyen bir insan olarak hayata tutunmanın yollarını arıyorlar. Milliyetleri, dilleri, dinleri ayrıştırıcı olmamalı insanlık boyutunda buluşmalıyız diye düşünüyorum. “Kimse kimsenin rızkına engel olamaz” deyişinin benimsendiği bir kültürde nedendir acaba işlerimizi aldılar ithamları?

Birbirimize yaşam hakkı tanımamız gerektiğini düşünüyorum, sonuçta herşey bizim için ve bir gün biz de onların yerinde olabiliriz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s